Elementor Sayfa #2677
KİŞİLİK HAKKI İLE İDDİA VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI ÇATIŞMASININ DENGELENMESİ (YARGITAY HGK 2017/1498 E., K. 2020/791 K. SAYILI, 20/10/2020 TARİHLİ KARARININ İNCELENMESİ)
Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi ile herkesin yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Mezkur hakların kullanımının anayasal güvenceler ile koruma altına alınmışsa da işbu haklar sınırsız olmayıp şekil, yer ve ölçülülük yönünden sınırlama getirilmiştir. Bu sınırlama kapsamında bireylerin iddia ve savunma hakkını kullanırken karşı tarafın kişilik hakkının zedelenmesi halinde hukuk düzeninin her iki hakkı koruması mümkün olmayacaktır. Çalışma kapsamında incelediğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1498 Esas 2020/791 Karar, 20/10/2020 tarih/sayılı ilamına konu olay kapsamında kişilik hakları ile iddia ve savunma dokunulmazlığı hakkının karşı karşıya gelmesi halinde hangi hakkın üstün tutulması gerektiğine yönelik değerlendirme yapılmıştır.
Çalışmamızın ilk bölümünde kişilik haklarına ilişkin değerlendirme yapılmış, ikinci bölümünde hak arama hürriyeti ile iddia ve savunma dokunulmazlığı hakkına yer verilmiş, daha sonra bu iki hakkın karşı karşıya gelmesi halinde yapılan değerlendirme emsal kararlar ışığında incelenmiştir ve incelemeye konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1498 Esas 2020/791 Karar, 20/10/2020 tarih/sayılı ilamına ilişkin değerlendirme yapılarak çalışma sona erdirilmiştir.
- YARGITAY HGK 2017/1498 E., 2020/791 K., 20/10/2020 T. SAYILI KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
- Olayın Özeti
Çalışmamızda incelemeye konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1498 Esas, 2020/791 Karar, 20/10/2020 tarih/sayılı ilamına[1] konu olayda davacı ile davalının tarafı olduğu boşanma davasında davalının mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde davacıya karşı ağır akaretlerde bulunduğu, dilekçe içeriğinde davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiası ile manevi tazminat isteminde bulunulmuştur.
- Mahkemelerin Uyuşmazlık Hakkında Kararları
- İlk Derece Mahkemesinin Kararı
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde mahkeme davalının cevap dilekçesinde yer verdiği beyanların davacının doğrudan ırz ve namusuna yönelik ifadeler olduğu, mezkur boşanma davasında davacının daha fazla kusurlu olduğunu ispat için ileri sürüldüğü, boşanma davası yönünden bu ifadeler uyuşmazlıkla bağlantılı sayılsa dahi iddiaların her birinin ifade ediliş biçiminin ve iddiaların hukuki dinlenilme hakkı ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçe gösterilerek davacı lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Davalı tarafından ilk derece mahkemesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
- Özel Dairenin Kararı
Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan yargılama neticesinde davaya konu boşanma davasına sunulan cevap dilekçesinde yer alan ifadelerin iddia ve savunma sınırları içerisinde kabul edilmesi gerektiği, boşanma davasının niteliği gereği yazılan ifadeler olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
- İlk Derece Mahkemesinin Direnme Kararı
İlk derece mahkemesince önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiş olup direnme kararı süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
- Hukuk Genel Kurulunun Kararı
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın konusunun davalı tarafından dava dosyasına sunulan cevap dilekçesinde yer verilen beyanların iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırlarının aşılıp aşılmadığı, aşılmış olmasının kabul edilmesi halinde davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olup olmadığıdır. Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılan inceleme neticesinde hak arama hürriyeti ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda, hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemeyeceği, daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edileceği, somut olayda davalının boşanma davası kapsamında iddia ve savunmalarını ileri sürdüğü nitekim savunma dokunulmazlığının Anayasa ve diğer kanunlarla koruma altına alındığı, bu sebeple savunma dokunulmazlığına ilişkin kısıtlamaların dar yorumlanması gerektiği nazara alınarak davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği kabul edilmiş ve direnme kararının usul ve yasalara aykırı olduğuna kanaat getirilmiştir.
- Karşı Oy Görüşü
Karşı oy yazısında ise davalı tarafından boşanma davasında mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde yer verilen ifadelerin doğrudan doğruya davacının ırz ve namusunu hedef aldığı, mezkur iddiaların hukuki dinlenilme hakkı ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu nedenle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu hususunda tereddüt bulunmadığı, hak arama özgürlüğü kapsamında savunma sınırlarının aşılıp aşılmadığının araştırılması gerektiği, ilk derece mahkemesinin kararının incelemeye yönelik bozulması gerekirken davalının ifadelerinin ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilerek esastan reddi gerektiği gerekçesi ile bozulması isabetli olmadığı belirtilmiştir.
- Uyuşmazlık Konusu
Uyuşmazlık konusu dava konusu olaya konu dilekçede davalı tarafından kullanılan ifadelerin hak arama özgürlüğü ile iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırlarını aşıp aşmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olup olmadığı ve davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.
- HUKUKİ SORUNUN DEĞERLENDİRİLMESİNDE İNCELENECEK HUSUSLAR
A.KİŞİLİK HAKLARI
- Genel Olarak Kişilik Hakkı
Kişilik hakları bireylerin varlıkları sebebiyle sahip olduğu, para ile ölçülemeyen, devredilemeyen, mutlak haklardır.[2] Kişilik haklarına ilişkin hem doktrinde hem de yerleşik Yargıtay İçtihatlarında kabul edilen ortak bir tanım bulunmamakta olup doktrinde kişilik hakları kişinin hukuki, maddi ve manevi nitelikteki varlıklarının tümü üzerindeki hak olarak tanımlanmaktadır.[3]
Yargıtay kararlarında[4] ise kişilik hakkı daha çok kişilik değerleri üzerinden tanımlanmış olup Yargıtay bir kararında[5] kişilik hakkının tanımlaması yapılırken kişiliği oluşturan tüm unsurların tanımlanmasının mümkün olmadığı, zamanın ihtiyaçları ile hayatın olağan akışında yeni unsurların nazara alınacağını ifade etmiştir. Nitekim TMK kül halinde değerlendirildiğinde kişilik hakkı kapsamında kabul edilen değerler sınırlı sayıda kabul edilmemiştir.
Kişilik hakları mutlak hak niteliğine sahip olup saldırıda bulunan herkese karşı ileri sürülebilir.[6] Kişilik hakları para ile ölçülebilen değer olmaması sebebiyle şahıs varlığı hakları kapsamında kabul edilmektedir.[7] Kişilik hakkı şahsa a sıkı sıkıya bağlı nitelikteki haklardan biri olarak kabul edilmekte olup başkasına devredilmesi, mirasçılara intikal etmesi, feragat edilmesi mümkün değildir.[8]Kişilik hakları niteliği gereği zamanaşımına uğramadığı gibi hak düşürücü sürelere tabi de değildir. Fakat kişilik hakkının ihlalinden doğan maddi ve manevi tazminat istemleri gibi alacak hakları yönünden zamanaşımı söz konusudur.[9]
- Kişilik Haklarının Kapsamı
Türk Medeni Kanununda kişilik haklarına ilişkin yer verilen hükümleri incelediğinde kişilik hakları ve kişilik haklarının kapsamına ilişkin kazuistik bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Doktrin ve yerleşik Yargıtay İçtihatları kişilik haklarının konusunu oluşturan değerleri çeşitli ölçütlere göre ayrı değerlendirilmektedir.[10] Bu değerler kişinin adı, hayat, sağlık ve vücut tamlığı, faaliyet ve yaşamını düzenleme özgürlüğü, haysiyet ve onur, resim ve ses, kişinin sırları, özel hayat olarak sıralanabilir. Çalışmamız kapsamında incelenen Yargıtay kararına konu olayın kişinin haysiyet ve onuruna karşı tecavüzde bulunulması sebebiyle çalışmamızda kişinin haysiyeti ve onuru incelenecektir.
- Haysiyet ve Onur Değeri
Kişilik hakkı değerlerinden biri haysiyet ve onuru (şeref) olarak kabul edilmektedir. Kişinin haysiyet ve onuru insan olmasından kaynaklanan değerlerdir. Bu kapsamda kişiyi küçük duruma düşürmeye çalışan çalışmalar, ifadeler, beyanlar, yazılar kişilik hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir.[11]
Doktrinde bir görüşe göre haysiyet ve onur kişinin kendine olan saygısı olarak iç onur ile toplumun kişiye karşı saygısı olan dış onur olarak ikiye ayırmaktadır.[12] Doktrinde diğer görüşe göre ise[13] haysiyet ve onur kavramı bir bütün olarak kabul edilmesi gerekmekte olup iç onur ve dış onur olarak ayrıma gidilmesinin yerinde olmadığı kabul edilmektedir.
Kişilik hakkının bir değeri olan haysiyet ve onurun korunacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda birey hakkında hakaret içerir sözlerde bulunulması, kişinin saygınlığını zedeleyecek iddialarda bulunulması kişinin onur ve haysiyetine tecavüz kabul edilecektir.[14] Kişinin onur ve haysiyetine tecavüz meydana gelmesi halinde bireylerin TMK kapsamında korunacağı düzenlenmiştir.
Kişilik hakkının bir değeri olan haysiyet ve onur ihlalinin meydana gelip gelmediği nazara alınırken orta derecede bir insanın olayı değerlendirmesi dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay bir kararında[15] ihlalin meydana gelip gelmediğini değerlendirirken orta düzeyde bir okuyucunun davacı ile ilgisi olduğunu anlayamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
- KİŞİLİK HAKLARI İLE İDDİA VE SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI HAKKININ ÇATIŞMASININ DENGELENMESİ
Kişilik hakkı ihlalinin meydana geldiği örneklerden bir tanesi tarafların hak arama hürriyeti ile düzenlenen hak arama hürriyeti gereğince bireylerin haklarını ararken karşı tarafın kişilik haklarını ihlal etmesi halinde hak arama hürriyeti ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hangi hakkın üstün tutulacağı sorunu gündeme gelecektir.
Anayasanın hak arama hürriyeti başlığı altındaki 36. maddesinde hak arama hürriyeti “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” şeklinde ifade edilmiştir.[16] Bu kapsamda hak arama hürriyeti temel insan hakları arasında kabul edilmektedir.
Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmış ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un “İddia ve savunma dokunulmazlığı” kenar başlıklı 128. maddesi ile iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Ancak bu hak sınırsız olmamakla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un “İddia ve savunma dokunulmazlığı” kenar başlıklı 128. maddesi ile isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerektiği koşuluna bağlanmaktadır. [17]
Anayasa Mahkemesi bir kararında yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını kaygıya kapılmadan, serbestçe yapmaları gerektiğini, iddia ve savunma sınırı içinde kalan hakaretin suç teşkil etmemesinin olayda hakaret kastının bulunmamasına değil adaletin tam olarak yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin hüküm vermiştir.[18] Bu kapsamda kişilerin iddia ve savunma dokunulmazlığının kullanırken karşı tarafın şeref ve haysiyetine karşı ihlal meydana gelmemesi gerekmekte tarafların hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.
İddia ve savunma dokunulmazlığı ile kişilik hakkının karşı karşıya geldiği hallerde iki hakkın aynı anda korunması mümkün olmayacak olup daha üstün tutulması gereken hakkın korunması gerektiği kabul edilecektir.
Anayasa Mahkemesi bir kararında[19] çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterleri iddia ve savunma dokunulmazlığının kullanılmasını haklı gösterecek emarelerin varlığı, iddia ve savunma dokunulmazlığının sırf üçüncü kişilere zarar vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, iddia ve savunma dokunulmazlığının kamu görevlilerine karşı görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı, hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı, sarf edilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkilerin denetlenmesi gerektiğini belirtmektedir.
Bölge Adliye Mahkemesi ise bir kararında[20] ise davaya konu olayda davacı tarafından davalının kendisine husumet beslediği, dava dosyalarına sunduğu dilekçelerde davacıyı küçük düşüren ifadelere yer verdiği gerekçesi ile manevi tazminat talepli dava ikame edilmiş, İlk Derece Mahkemesince yapılan değerlendirmede davalı beyanları gerekse manevi tazminata ilişkin düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıya yönelik kişilik haklarına saldırı gerçekleştirdiği gerekçesi ile manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmede savunma dokunulmazlığından bahsedilebilmesi için eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile ilgili olarak yapılması, hak kullanılırken sınırın aşılmaması gerektiği, davalının birden fazla dilekçe ve başvurusunda davacının kişilik haklarını ihlal eder ifadeler kullandığı, davacının kişiliğini göstermek için sosyal paylaşım sitesindeki fotoğraflarını ve paylaşımlarını delil olarak gösterdiği gerekçeleri ile davalının iddia ve savunma dokunulmazlığı hakkı ile davacının kişilik hakkının karşı karşıya geldiği durumda davacının kişilik hakkının üstün tutulması yönünde hüküm kurulmuştur.[21]
Kanaatimizce de yargılama sürecinde tarafların kişilik haklarının ihlali ile iddia ve savunma dokunulmazlığının karşı karşıya geldiği hallerde hukuk düzeninin iki hakkı aynı anda koruması mümkün olmayacağından iddia ve savunma dokunulmazlığı hakkını kullanan tarafın Anayasa Mahkemesince öngörülen sınırları aşıp aşmadığı tespit edilmesi gerekmekte olup sınırların aşılması halinde kişilik hakkının ihlali meydana geldiği kabul edilerek kişilik hakkının korunması gerekmektedir.
III. KARARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Somut olayda dava konusu olaya konu dilekçede davalı tarafından davacıya yönelik “…gece gündüz erkeklerle telefonda görüşen, sık sık yurt dışına giderek yurt dışında, Antalya ve İstanbul’da erkeklerle ilişkiye giren, sadakatsiz, para karşılığı veya menfaat için erkeklerle düşüp kalkan ve para karşılığı erkeklerle günü birlik cinsel ilişkiye giren, bunu alışkanlık hâline getiren ve evli erkekleri bu yolla kandırıp tapular edinen…” şeklinde ifadeler kullanılmış olup işbu ifadelerin hak arama özgürlüğü ile iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırlarını aşıp aşmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olup olmadığı ve davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir. Bu noktada tarafların kişilik hakkı ile iddia ve savunma dokunulmazlığının karşı karşıya gelmesi halinde hukuk düzeni tarafından hangi hakkın üstün tutulacağının tespit edilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi iddia ve savunma dokunulmazlığı ile kişilik hakkının karşı karşıya geldiği hallerde ihlalin varlığından bahsedilebilmesi için iddia ve savunma dokunulmazlığının kullanılmasını haklı gösterecek emarelerin varlığı, iddia ve savunma dokunulmazlığının sırf üçüncü kişilere zarar vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, iddia ve savunma dokunulmazlığının kamu görevlilerine karşı görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı, hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı, sarf edilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkilerin denetlenmesi gerektiği şeklinde kriterler oluşturmuştur. Kanaatimizce de iddia ve savunma dokunulmazlığı ile kişilik hakkının karşı karşıya geldiği hallerde bu kriterler üzerinden değerlendirme yapılarak üstün tutulacak hakkın tespit edilmesi yerinde olacaktır.
Ancak önemle belirtmek gerekir ki çalışmamızda incelemeye konu dilekçede yer alan ifadeler davacı ile davalı arasında görülen boşanma davasına sunulan dilekçede yer alan ifadelerdir. Türk Medeni Kanunun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. Maddesi ile boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceğine ilişkin düzenlemeye verilmiş olup tarafların dava az kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. İspat yüküne ilişkin genel kural olan TMK m. 6 ve HMK m. 190/1’e göre, hakkını bir vakıaya dayandıran taraf o vakıayı ispat etmesi gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir. Boşanma davalarında tarafların daha az kusurlu olduğunu ispat etmek yönünden serbest delil sistemini kabul edilmiştir. Dolayısıyla boşanma davalarında pek çok delil kullanılabilmektedir.[22] Hal böyleyken uygulamada taraflar “daha az kusurlu” olduklarını ispat edebilmek amacıyla her türlü delile başvurmakta olup Mahkemeye ibraz edilen delillerde, beyanlarda tarafların çoğu zaman karşı tarafın kişilik haklarında ihlallere sebebiyet vermesi kaçınılmaz olacaktır. Somut olay yönünden de taraflar arasında mevcut boşanma davasında davalı tarafından mahkemeye sunulan dilekçede yer verile beyanların “daha az kusurlu” taraf olduğunu ispat etmek amacıyla ileri sürülmektedir. Ancak tarafın daha az kusurlu olduğunu ispat edebilmek amacıyla karşı tarafın kişilik haklarını ihlal edebileceği anlamına gelmemektedir.
Hukuk Genel Kurulunun karşı oy yazısında da yer verildiği üzere somut olayda davalı tarafından ileri sürülen iddia ve beyanların davacının haysiyet ve onurunu ihlal eden ifadeler olup olmadığı, iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kabul edilip edilemeyeceği hususunda tarafların boşanma dava dosyaları haricinde davacının davalı hakkında Cumhuriyet Savcılığına ihbar ve şikayet dilekçesi verdiği de belirtilmesine karşın Mahkemece hukuk davaları ile ceza soruşturmasına ilişkin dosyanın getirtilerek incelenmesi, davalının dayandığı olgular hakkında emare olup olmadığının değerlendirilmesi talebinin reddedilerek bozma kararı vermesi kanaatimizce usul ve yasalara uygun olmamıştır. Kanaatimizce de davacı ve davalının tarafı olduğu dava ve soruşturma dosyalarının incelenerek davalı tarafın beyanlarının iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırları dahilinde kabul edilip edilemeyeceği hususunda inceleme yapılmalı, davalının beyanlarının davacının kişilik haklarının ihlali meydana gelip gelmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
[1] Yargıtay HGK 2017/1498 E., 2020/791 K., 20/10/2020 T., www.yargitaykarararama.com.tr (E.T:18/06/2025)
[2] Serap Helvacı, Gerçek Kişiler, İstanbul, Legal Yayınları, 2017, s. 24; Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay Özdemir, Kişiler Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2018, s. 2; Hasan Petek, Kişilik Değerlerinin Ölümden Sonra Korunması, Ankara, Yetkin Yayınları, 2015, s. 22; Ahmet Kılıçoğlu, Medeni Hukuk, Ankara, Turhan Kitabevi, 2016, s. 200; Abdülkadir Arpacı, Kişiler Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, 2000, s. 2; Jale Akipek, Turgut Akıntürk, Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri-Kişiler Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları, 2018, s. 344; Hüseyin Hatemi, Kişiler Hukuku, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 2020, s. 1. Doruk Gönen, Tüzel Kişilerde Kişilik Hakkı ve Korunması, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2011, s. 20.
[3] Mustafa Dural, Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku-Kişiler Hukuku, C.2, Filiz Kitabevi, 2020, s. 100; Selahattin Sulhi Tekinay, Medeni Hukukun Genel Esasları ve Gerçek Kişiler Hukuku, 6. bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 1992, s. 249; Rona Serozan, “Kişilik Hakkının Korunması ile ilgili Bazı Düşünceler”, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü, No:14, 1977, s. 93; Helvacı, a.g.e., s. 101.
[4] “…Kişisel haklar, bireyin kendi hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü oluşturur. Yine, bu hak, bireyin doğumu ile kazandığı ve kişiliğine çok sıkıca bağlı bir haktır. Hayat, beden ve ruhtamlığı vicdan, din, düşünce ve ekonomik çalışma özgürlüğü, şeref, haysiyet ve itibar, ün, ad, sır ve resim hakları bireyin doğrudan kişisel haklarıdır. Şeref ve haysiyet, toplumun gerekli saydığı ahlaki nitelik ve kriterlere sahip olması nedeni ile kişiye verilen değer yargılarıdır…” Yine bir diğer Yargıtay kararında “…Kişilik değerleri, kişinin kişilik haklarını oluşturup, bu hakların, yazılı hukukta bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte, teori ve yargısal kararlardaki tanıma göre, kişinin yaşamı, sağlığı, vücut ve ruh bütünlüğü ile toplum içindeki yerini sağlayan ve koruyan haklar olduğu söylenebilir…” Yargıtay HGK 2001/276 E., 2001/289 K., 28/03/2001 T. www.lexpera.com.tr (E.T: 21/06/2025). Benzer kararlar için bknz. Yargıtay HGK 2014/1225, 2016/1078 K., 23/11/2016 K., Yargıtay 4. HD. 2012/14252 E., 2013/12312 K., 26/06/2013 T., Yargıtay 4. HD. 2008/7577 E., 2009/2902 K., 26/02/2009 T.,
[5] “Yargıtay İçtihatlarına göre ise, kişilik hakkı, kişinin kendi özgür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlayan ve herkese karşı iler; sürülebilen mutlak bir hak olarak kabul edilmekte ve şahsiyet hakkına tecavüz, şahsiyetin kapsamına giren unsurlara tecavüzü ifade ettiği kabul edilmektedir. Şahsiyet hakkı, şahsiyeti oluşturan değerlerin tümü üzerindeki hakkı belirtmek üzere kullanılan deyimdir. Bu genel şahsiyet hakkının münferit unsurlar bakımından görünümüne münferit şahsiyet hakları denilebilir. Bu açıdan kişinin hayatı, sağlığı ve vücut tamlığının, beden ve ruhsal bütünlüğünün, duygu yaşantısın da ruhsal uyum ve denge,ruhsal sükun,yakınlarla olan gönül bağlılığı,aile birliği şeref ve haysiyetinin, resminin, özel hayatının gizliliğinin, sırlarının, duygu yaşantısı ve düşünce dünyasının,manevi acılar verdirilmek yolu ile ruhsal varlıklara saldırılmasının vs. hukuka aykırı tecavüze karşı korunmasından söz edilir. Şahsiyeti oluşturan unsurların teker teker sayılması mümkün değildir. Zamanın ihtiyaçlarına göre yeni unsurlar nazara alınmaktadır.” Yargıtay HGK. 2012/179 E., 2012/412 K., 27/06/2012 K. www.lexpera.com.tr (E.T: 21/06/2025).
[6] Dural/Öğüz,, a.g.e. s. 103; Helvacı, a.g.e. s. 98; Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, a.g.e. s. 117; Özsunay, a.g.e. s. 150; Akipek/Akıntürk/Ateş, a.g.e. s. 349.
[7] Zevkliler, a.g.e., s. 269; Helvacı, a.g.e. s. 99.
[8] Akipek/Akıntürk/Ateş, a.g.e s. 349; Arpacı, a.g.e. s. 106-107; Dural/Öğüz, a.g.e s. 104; Helvacı, a.g.e s. 99-100; Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir,a.g.e s. 171.
[9] Oğuzman/Seliçi/Oktay, a.g.e s. 171; Akipek/Akıntürk/Ateş, a.g.e s. 349; Helvacı, a.g.e s. 100.
[10] Akipek/Akıntürk/Ateş, a.g.e s. 347-348; Helvacı, a.g.e s. 101 vd.; Tekinay, Medeni Hukuk, s. 252; Arpacı, a.g.e s. 108 vd.; Özsunay,, a.g.e s. 98; Zevkliler, Kişiler Hukuku, s. 271; Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, a.g.e s. 118; Köprülü, s. 265
[11] Dural/Öğüz,, a.g.e. s. 103; Helvacı, a.g.e. s. 98; Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir,, a.g.e. s. 117; Özsunay, a.g.e. s. 150; Akipek/Akıntürk/Ateş, a.g.e. s. 349.
[12] Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir,, a.g.e. s.187.
[13] Zevkliler/Acabey/Gökyayla, a.g.e, s.410.
[14] Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, a.g.e. s.188.
[15] “Yargı ile ilgisi olmayan orta düzeyde bir okuyucu bu yayın ve açıklamaların davacı ile ilgisi olduğunu anlayamaz. Ayrıca, dava kişilik haklarına saldırıldığı iddiası ile açılan bir dava olduğuna göre davacı şahsın kişiliğinin açıklama ve yayında hedef alınması gerekir. Oysa, davaya konu açıklama ve yayında davacının şahsının hedef alınması söz konusu olmadığı gibi açıklama ve yayının genel olarak yargı kararının eleştirilmesine yönelik olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Aksi halde, tüm yargı mensuplarının kendilerine saldırıda bulunulduğundan dolayı dava açmasının kabulü gerekir.” Yargıtay HGK 2006/670 E., 2006/664 K., 18/10/2006 K., naklen Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir, a.g.e. s.191.
[16] “…Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesi ya da mâruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesi ve zararını giderebilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri önünde dâvâ hakkını kullanabilmesidir. Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önünde ileri sürebilmelerine imkân sağlayan ve âdil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen bir haktır…” AYM, 2022/10 E., 2022/72 K., 01.06.2022 T., https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ (E.T: 21/06/2025), “Sav ve savunma hakkı birbirini tümleyen ve birbirinden ayrılması olanaksız bir kurum niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelidir. Yaşam hakkının karşı öğesi olmaktan ötede, bu hakka işlerlik ve anlam kazandıran önemiyle insanlık yaşamında yadsınmaz bir yeri olan hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmakla birlikte bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme uğraşının uygar yöntemidir. …insan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü, hukuk devletinin başlıca ölçütlerinden, demokrasinin en çağdaş gereklerinden, vazgeçilmez koşullarından biridir” AYM, 1991/2 E., 1991/30 K., 19/09/1991 T., https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ (E.T: 21/06/2025).
[17] Özgenç, İ., & Şahin, C. (2001). İddia ve Savunma Hakkı. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 5(2).
[18]AYM, E.1963/163, K.1965/36, 8/6/1965; E.1979/38, K.1980/11, 29/1/1980 https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ (E.T: 21/06/2025).
[19] AYM, Kenan Gül Başvurusu, 2015/17892 E., 19/02/2019 T., https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ (E.T: 21/06/2025).
[20] İzmir BAM 2019/1274 E., 2020/1543 K., 27/11/2020 T., www.lexpera.com.tr (E.T: 21/06/2025).
[21] “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” şeklindedir. Herkes, onur, şeref ve haysiyet sahibidir. Kişi, başkalarından, onuruna, şeref ve haysiyetine saygı gösterilmesini isteme temel hakkına sahiptir. Yargılama sırasında taraflar iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı hareket etmek zorundadırlar. Savunma dokunulmazlığından söz edilebilmesi için eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile ilgili olarak yapılması, hak kullanılırken sınırın aşılmaması gerekir. İddianın gerçek olup olmadığının bir önemi bulunmamaktadır. Somut olayda avukat olan davacının bu görevi nedeniyle müvekkiline karşı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesi ile 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi gereğince sadakat ve özen borcu bulunmaktadır. Bu görevi nedeni ile müvekkilinin tüm haklarını savunmak ve korumakla görevlidir. Öte yandan avukatlık mesleği bir kamu hizmetidir. Davacı avukat mesleği gereği davalının eşi K3 ‘ün vekilliğini üstlenmiş ve boşanma davasında onu temsil etmiştir. Davacı avukat müvekkilinin haklarını korumak için boşanma davası dışında da talepte bulunmuş, icra takipleri başlatmıştır. Başvurulan hukuki yollar nedeniyle davalı, davacı avukat hakkında da suç duyularında bulunmuş, baroya şikayet dilekçesi vermiş ve hakkında tazminat davaları açmıştır. Davalının gerek dava dışı eşi ile süren davalar ve uyuşmazlıklar ve gerek davalı avukat ile aralarında doğan davalar ve uyuşmazlıklar nedeni ile ilgili makamlara sunduğu yukarıda gösterilen dilekçelerle davacı avukatın kişiliği ve özel hayatı hakkında kullandığı ifadelerin, iddia ve savunma hakkına konu olayları açıklamak için kullanılmasında fayda ve gereklilik bulunmadığı gibi doğrudan davacının kişiliğini hedef alan aşağılayıcı söz ve isnatlar içermektedir. Bu durum ise, Anayasa’nın 36. maddesinde yazılı hak arama özgürlüğü ve savunma hakkının aşılması niteliğinde olup, bu beyanıyla davacının kişilik haklarını zedelemiş, zararın meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davalının birden fazla dilekçe ve başvurusunda davacının kişilik haklarını ihlal eder ifadeler kullanması, davacının kişiliğini göstermek için sosyal paylaşım sitesindeki fotoğraflarını ve paylaşımlarını delil olarak göstermesi, davacının bu saldırıya görevinden dolayı maruz kalması ve yukarıda açıklanan ilkeler bir bütün olarak dikkate alındığında 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi dosya kapsamına göre azdır. Bu nedenle davacının istinaf talebi yerindedir.” İzmir BAM 2019/1274 E., 2020/1543 K., 27/11/2020 T., www.lexpera.com.tr (E.T: 21/06/2025).
[22] Zeki Zorlu, Boşanma Davalarında İspat. Konya Barosu Dergisi, 1(1), 1-41, Akil, Cenk, Boşanma Davalarında Yargılama Usulü (TMK m. 184), Prof. Dr. Erdal Onar’a Armağan, C. II, Ankara 2013, s. 1319-1354, Aksakal, Aslıhan, Boşanma Davalarında Delillerin Toplanması ve İncelenmesi, Çankaya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2021, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Çiftçi, Pınar, Boşanma Sisteminin Yargılamada Doğurduğu Hak İhlalleri Ve İspat Sorunları, DEÜHFD., Y. 2014, C. 16, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’ e Armağan, s. 1741-1821,
Av. Zeynep Eda Aydoğan
09/04/2026